You are currently browsing the Anı Yazıları category
Gösterilen 1 - 8 / 8 yazıdan.

CANIM ANNEME

  • Yazılma Tarihi Mayıs 9, 2010 / 11:26

ÇOK ÖZLÜYORUM AMA YOKSUN

Dünyadaki en değerli varlığımdın. Değerini ne kadar bildim, bilemiyorum. Gerçi hep bana “ bu dünyada en memnum olduğum insan, beni en az üzen insan, sensin” derdin. Ama ben yine de emin olamıyorum. Kendimi hep suçluyorum. Üstelik kendimi suçlu gördüğüm olayları sana da soramıyorum. Çünkü yoksun. Çok uzaklardasın. Sana sesimi duyuramıyorum. Sesleniyorum, sesleniyorum fakat yanıt alamıyorum. Gözlerimi kapatıyorum, seni hayal ediyorum sonra dokunmak için ellerimi uzatıyorum ama tutamıyorum. Sensiz olmanın, senden çok uzaklarda olmanın ne kadar zor olduğunu acaba sen de hissediyor musun? Merak ediyorum. Biliyor musun, her sabah yeni güne uyanırken, “yok işte yok, oysa nasıl özledim” diye kalkıyorum yatağımdan. Sonra diyorum ki, “bu gece de rüyamda göremedim, bir kez sarılıp, öpemedim.” İki yıldır aynı düşünce ve duyguyla yeni güne uyanmak ne kadar zor, bilmem tahmin edebiliyor musun?

Evet, tam iki yıl oldu sen beni bırakıp gideli. Hem de doğru düzgün bir veda bile etmeden. Ama işte insan bilemiyor ki böyle bir ayrılığın ne zaman yaşanacağını. Aslında senin de suçun yok. Çok ani oldu. Gidişinin bu kadar çabuk olacağını bilseydin söylerdin bana. Uzun uzun vedalaşırdık. Sana son bir kez sarılıp doyasıya öperdim. Son bir şeyler daha konuşurduk. Sorardım sana, “bana verdiğin eşsiz sevgine, sonsuz hoşgörüne, muhteşem anlayışına layık olabildim mi” diye? Ama soramadım, “güle güle git, seni çok seviyorum, yanına gelene kadar hep yüreğimde ve aklımda olacaksın” bile diyemedim. O kadar zor ki, başım sıkıştığında seninle oturup konuşamamak. Çözemediğim sorunlarım için gelip sana danışamamak. “Ne olur bana yardım et, bir akıl ver” diyememek.

Biliyor musun, ilk zamanlar elim hep telefona gidiyordu, seni aramak için? Ya da “bu güzel olayı ona da haber vereyim” diyordum. Sonra hemen aklım başıma geliyordu. Nasıl arayacak, nasıl söyleyecektim? Gittiğin yerde telefon yoktu ki. Seni düşünmediğim, özlemediğim, acını içimde hissetmediğim bir anım olmadı. İlk 7–8 ay gece gündüz, yolda, arabada, işte, evde hep ağladım. Sonra gözlerimdeki yaşlar kurudu. Daha az ağlar oldum ama acım artarak büyüdü. Ulaşamamak, dokunamamak, konuşamamak, bitmeyen bir hasretle özlemek o kadar zor ki. Ani gidişine alışmasına alıştım da içimde ki acıya, büyüyen özlemine söz geçiremiyorum. Oysa hep, “bir gün beni bırakır giderse ben ne yaparım” diye düşünürdüm. Kendimce taktikler bulmaya çalışırdım, bu ayrılığı kolaylaştıracak. Sonra hemen bu düşünceyi aklımdan kovar, “hayır daha vakit var, düşünme bunları” derdim. Sanki hiç gitmeyeceksin gibi gelirdi bana. Öyle ya, kaç yaşında olursam olayım ben senin küçücük kızındım. İnsan hiç küçük kızını bırakır da ansızın gider miydi? İşte böyle avuturdum kendimi. İçimi rahatlatır, düşünmemeye çalışırdım.

Ama yaşam gerçeği farklı. O hiç gelmesini istemediğin zorunlu ayrılık bir bakıyorsun kapının önünde belirivermiş. Tıpkı o kara günün sabahındaki gibi. Sen hazırlıklı mısın, değil misin sormuyor bile. Canım annem, nerden bilecektim o hastane odasında geçirdiğimiz 4–5 günün son günlerimiz olduğunu? Nerden bilecektim seni o hastane odasına yatırmadan önce evimde uyuduğun gecenin son gece olacağını, sabahında beni radyoda dinlerken, son kez dinleyip “bülbül sesli kızım benim Allah seni nazarlardan korusun” diyeceğini? Nerden bilecektim, gidişinden bir gece önce gördüğüm rüyanın gerçekleşeceğini? Bilsem, o son geceyi senden ayrı geçirir miydim? Oysa o akşam nasıl zor ayrılmıştım yanından. Beni sen gönderdin, “yarın sabah yayına gideceksin güzel kızım şimdi git, bak baban burada, yarın programdan sonra yine gelirsin, işinin kıymetini bil” dedin. Ama o sabah program yapmamın bana kısmet olmayacağını nerden bilecektin ki? Yanından ayrıldıktan 5–6 saat sonra bilincini kaybedip çok kötüleşeceğini nerden bilecektin? Sonra babamın beni korumak adına, göreceklerime dayanamayacağım için, defalarca ettiğim telefonlarda “şimdi daha iyi kızım ben yanındayım korkma” deyip, sabah da gelip beni alarak sana getireceğini nerden bilecektin? İkimiz de bilemedik canım anneciğim, gideceğini ikimizde bilemedik.

En çok neye yanıyorum biliyor musun? O sabah, yattığın odanın kapısında bir saat boyunca bekleyip, son nefesini verirken beni içeriye almamalarına yanıyorum. Biliyorum, sen gitmek için sanki beni beklemiştin. Ben ordaydım ama aramızda bir kapı vardı. Kapının ardında sen önündeyse ben. Bazen aralık kalan kapıdan içeri bakmak, hızlı hızlı aldığın solukları görmek nasıl korkunçtu anlatamam. Bu durumda bile hala iyileşeceğine inanıyordum. Ölümü aklıma getirmiyordum. “Bitecek şimdi acısı, iyileşecek, bana dönecek” diyordum. Ama dönmedin, vedalaşamadan gittin anne. Beni böyle öksüz bırakıp gittin. Çok ağladım, çok yandım, çok sıktım kendimi ama hiç bağırmadım. Çünkü senin gibi zarif, kibar, narin bir insanın arkasından haykırmak, bağırıp çağırmak yakışmazdı. Ama sanma ki tek başıma kaldığım zamanlarda krizlere girmediğimi.

Çok zor oldu ilk bir yıl. Çok sancılı çok acılı geçti. Çünkü yokluğuna alışamadım. Canım annem sen gideli şimdi iki yıl oldu ama ben yokluğuna yine alışamadım. Bu yazıyı daha önce yazmak istemiş ama yapamamıştım. Kısmet bu güneymiş. Yokluğunun ikinci yıl dönümüne. Bu satırları yazmak gerçekten zor. İçim kan ağlıyor. Hem yazmak hem yarıda bırakmak istiyorum. Sonra kendime, “annen için yazmak zorundasın, dök artık içindekileri” diyorum ve yazıyorum. Sen gittiğinden beri, elinden en çok sevdiği oyuncağı alınmış küçük bir çocuk gibiyim. Hiçbir şey eskisi gibi canımı yakmıyor. İçimde tek bir acı var o da yokluğun. Ne zaman bir anneyle kızını yan yana görsem isyan edesim geliyor. Bakmaya bile katlanamıyorum.

Bana zamanla bu acının azalacağını, alışacağımı söylediler. Fakat dedikleri gibi olmadı. Çünkü yokluğunun getirdiği özlem git gide büyüdü. Doğruyu söylemek gerekirse bir şeye alıştım. Senin acınla yaşamaya alıştım. Şimdi beni en mutlu eden şey sık sık kabrine gelmek. Bir bilsen nasıl hazırlanıyorum sana gelirken. Senin parfümünü sürüyorum sanki kokuyu duyacakmışsın gibi. Sonra sana ait bir eşya oluyor üzerimde belki görürsün diye. Ruhlar en çok kabirlerinin başında olurlarmış diye okumuştum bir yerlerde. İşte bu yüzden sana gelirken, senden bir şeyler olsun istiyorum üzerimde. Seninle konuşacaklarımı önceden hazırlıyorum ve bir bir anlatıyorum sana. Uzun dualar ediyorum kabrinde. Ardından hıçkırarak ağlıyorum. Sonunda da hep şunu söylüyorum, “Bilemedim anneciğim ben senin değerini bilemedim. Sen bana Allah’ın en büyük lütfuydun ama ben bunu bilemedim”. Sen bana, ne kadar iyi evlat olduğumu söylesen de, ben senin değerini yeterince bilemedim. Hayatımın hiçbir dönemini senden uzak geçirmemem gerekirdi ama ben bunu beceremedim. Şimdi senden ayrı geçen her günüme lanet ediyorum. O yüzden tüm arkadaşlarıma, “annenizin değerini, anne sevgisinin önemini iyi bilin” diyorum.Canım annem, her aklıma gelişinde yüreğim acıyor, burnumun direği sızlıyor ve içim yanıyor. Seni çok özlüyorum, ama neye yarar, artık yoksun!Bekle beni, yanına gelinceye, ebedi hayatta kavuşuncaya kadar bekle. Anneciğim seni çok seviyorum, gittiğin yerde huzur içinde ol.

Şadan Hergüner Posted by Picasa

EN DEĞERLERİ GÜNLERİNİZDEN OLAN NİŞAN VE DÜĞÜN GÜNÜNÜZÜ BİR ANI YAZISIYLA ÖLÜMSÜZLEŞTİRİN

  • Yazılma Tarihi Şubat 6, 2010 / 12:14

Düğün ve Nişan albümlerini süsleyecek en güzel hediye

“Evlilik kararı” en önemli dönüm noktalarından biridir. Her çift, mutlu bir birliktelik için evliliğe adım atar. İşte o anı birbirinden güzel fotoğraflar ve kamera çekimiyle görüntülerken bir ANI yazısıyla da ölümsüzleştirmek istemez misiniz?

O andan, geleceğe; torunlarınıza kadar uzanacak bir ANI yazısı…
Nişan ve Düğün albümünüzdeki her fotoğrafın altında yer alacak özel an yazıları…
Gelin ve damadın, nişan ve düğün gününde yaşadıkları her anın, fotoğraflar, kamera çekimi ve anı yazılarıyla sonsuzluğa aktarılması…

Fotoğraf Albümlerinizin ilk sayfasında yer alacak nişan ve düğün günü ANI yazısı, size bir ayrıcalık yaratırken, geleceğe giden ölümsüz bir köprü olacaktır.

En özel günlerinizden olan düğün gününüz ve töreniniz en özel anlatımla, Yazar ve İletişim Uzmanı Şadan HERGÜNER tarafından kaleme alınmaktadır.

SEVDİKLERİNİZE DUYGU VE DÜŞÜNCELERİNİZİ ANI YAZISIYLA ÖLÜMSÜZLEŞTİREREK HEDİYE EDİN

  • Yazılma Tarihi Şubat 5, 2010 / 17:35

14 Şubat Sevgililer Günü için işte şık bir hediye.

Nişanlanacak veya evlenecek çocuğunuza, onun için hissettiklerinizi, düşünce ve dileklerinizi, paylaştığınız sevinçli, hüzünlü anılarınızı “Anı Yazısı” haline getirterek özel bir sürpriz yapabilirsiniz. Hatta tören anında bunun sesli olarak sunumunu yaptırabilirsiniz.

Nişanlınız ya da eşiniz olacak kişi için, duygu ve düşüncelerinizi, sizin için önemini, sevginizi “Anı Yazısı” olarak kaleme aldırıp, kendisine hediye edebilirsiniz. Dilerseniz tören sırasında sesli sunumunu yaptırarak faklı bir jest yapmış olabilirsiniz.

Çocuklarınızın mezuniyet törenleri, doğum günleri, sünnet düğünleri için özel yazılar hazırlatabilirsiniz. Fotoğraf albümlerindeki harika kareler için, harika cümleler yazdırabilirsiniz. Görsel kayıtlarınız için yazılan metinlerin sesli sunumlarını yaptırabilirsiniz. Özel slayt gösterileri için yazılar hazırlatabilirsiniz.

14 Şubat Sevgililer Gününde, evlilik yıldönümlerinizde, sevgiliniz veya eşiniz için duygularınızı, sevginizi anlatan “Anı Yazısı” ile ona çok özel bir hediye sunabilirsiniz. Bu yazıları özel fotoğraflarla süsleyen bir dosya ya da albüm haline getirebilirsiniz.
Kendi hayatınızdan sevdiklerinize kalmasını istediğiniz yaşam kesitlerinizi, deneyimlerinizi, en özel anılarınızı “Anı Yazısı” olarak hazırlatıp, sevdiklerinize bırakabilirsiniz. Bunlar için özel fotoğraf albümleri yaptırabilir, anı yazılarınızla birlikte sevdiklerinize hediye edebilirsiniz.

En özel anılarınız, duygu ve düşünceleriniz, sevdiklerinize söylemek istediğiniz her şey, Yazar ve İletişim Uzmanı Şadan HERGÜNER tarafından kaleme alınmaktadır. Profesyonel sunucu da olan Ş. HERGÜNER, dilerseniz sesli sunumlarınızı da yapmaktadır.

YENİ DOĞAN BEBEKLERE “HOŞ GELDİN ANISI”

  • Yazılma Tarihi Şubat 5, 2010 / 11:41

Bebekler, dünyanın en temiz ve güzel yaratılmış varlıları. Ne büyük istek ve sevgiyle getiriyor anne, babalar onları dünyaya. Kimisi çok uzun süre bekleniyor gelsin diye, kimisi sürpriz yapıp habersizce geliveriyor, kimisi de hesaplı kitaplı açıyor gözlerini dünyaya. Nasıl gelirlerse gelsinler, nurları ve güzellikleriyle pırıltılar saçıyorlar sevenlerinin yüreklerine. İlk ağlayışları, ilk bebek kokuları, ilk yıkanmaları, anne ve babalarının ilk kez kollarında oluşları… Hepsi ayrı bir anı. Onlara dünyaya gelişlerinde yardım eden doktorları, hemşireleri ve doğdukları sağlık kuruluşu.
İşte bu çok özel anları İletişim Uzmanı ve Yazar Şadan HERGÜNER”, yıllar sonrasına uzanacak bir “HOŞ GELDİN ANISI” yazısıyla kaleme alıyor.

ÖRNEK ANI YAZISI

SEVGİLİ DOĞA HOŞGELDİN

Işığınla, bereketinle, güzelliğinle hoş geldin Doğa bebek dünyamıza, ailene. Anneciğin ve babacığın çok beklemişler seni. Umut etmişler, dilemişler ve sonunda almışlar sana kavuşacakları haberini…

Ailen için sabırsızlıkla geçen sürecin sonunda …….. …..hastanesinde, 6 Ağustos 2009 sabahında saat 08.30 da doktor ….. …… anneciğinin karnından alıp, verdi seni Zeynep hemşirenin kucağına. Yıkadılar, giydirdiler seni ve 405 numaralı odada özlemle bekleyen anneciğinin kollarına bıraktılar. Babacığın da sabırsızlandı o an seni kucağına almak için. Paylaşılamadın Doğa bebek.

Sen dünyaya gelmeden 15 gün önce tanıştım ben annenle. Onunla birlikte ben de seslendim sana annenin karnındayken. “ Az kaldı Doğa bebek geliyorsun aramıza şimdiden çok seviyoruz seni.” Dedim. Minik bir tekmeyle cevap verdin bana, sanki duymuş gibi.

Güneşli bir Ağustos sabahına kendi güneşinle doğdun Doğa’cık. Sana verilen isim gibi bereketli, anaç olman dilekleriyle doğdun. Doğa Ana gibi her zaman taze, verimli ve sürekli olman istekleriyle geldin. Adın gibi bereketin de bol olsun. Burcunun yıldızı Güneş her zaman dünyana sıcacık doğsun. Aslan burcunun özelliklerinden liderlik sana hep yaraşır olsun.

İlk bebek kokunu içlerine, yüreklerine çeken anneciğin ve babacığına hayırlı evlat olman dileklerimle yazdım bu hoş geldin yazısını sana. İlk doğduğun günden geleceğine uzanmasını ve hep anımsanmasını dileyerek yazdım.

Doğa bebek, bahtın ve şansın hep açık, yüzün güler olsun. Şu anda etrafına saçtığın pırıltın, her zaman yanında olsun. Özün sözün bir, sevenin çok olsun.

Hoş geldin Doğa bebek, hoş geldin aramıza.

Şadan HERGÜNER – İletişim Uzmanı ve Yazar
sadanherguner@gmail.com

EN ÖZEL ANLARINIZI YAZIYLA ÖLÜMSÜZLEŞTİRİN

  • Yazılma Tarihi Ocak 23, 2010 / 22:01

Her insanın hayatında özel anıları, başkalarıyla paylaşmak istediği duygu ve düşünceleri, ayrıcalığı olan yaşam kesitleri vardır. Ya da değer verdiği kişiler için hissettiklerini ölümsüz hale getirme isteği vardır. Kimisi bunu kendi kalemiyle yazıya döker. Kimisi yazma yeteneği olmadığından bir anı yazarına yaptırır.

Yaşanan değerli anların, fotoğraflar ve video görüntüleri yanında yazılı olarak da kalıcı hale getirilmesi farklı bir güzelliktir.

Nişanlanacak veya evlenecek çocuğunuza, onun için hissettiklerinizi, düşünce ve dileklerinizi, paylaştığınız sevinçli, hüzünlü anılarınızı “Anı Yazısı” haline getirterek özel bir sürpriz yapabilirsiniz. Hatta tören anında bunun sesli olarak sunumunu yaptırabilirsiniz.

Nişanlınız ya da eşiniz olacak kişi için, duygu ve düşüncelerinizi, sizin için önemini, sevginizi “Anı Yazısı” olarak kaleme aldırıp, kendisine hediye edebilirsiniz. Dilerseniz tören sırasında sesli sunumunu yaptırarak faklı bir jest yapmış olabilirsiniz.

Çocuklarınızın mezuniyet törenleri, doğum günleri için özel yazılar hazırlatabilirsiniz. Fotoğraf albümlerindeki harika kareler için, harika cümleler yazdırabilirsiniz.

14 Şubat Sevgililer Gününde, evlilik yıldönümlerinizde, sevgiliniz veya eşiniz için duygularınızı, sevginizi anlatan “Anı Yazısı” ile ona çok özel bir hediye sunabilirsiniz..

Kendi hayatınızdan sevdiklerinize kalmasını istediğiniz yaşam kesitlerinizi, deneyimlerinizi, en özel anılarınızı “Anı Yazısı” olarak hazırlatıp, sevdiklerinize bırakabilirsiniz.

Ben, “Anı Yazarı“ olarak bu en özel zamanlarınızı kaleme alıyorum. Profesyonel sunucu olarak da dilerseniz sesli sunumlarını yapıyorum.

Şadan HERGÜNER
İletişim Uzmanı, Yazar, Eğitmen

YENİ DOĞAN BEBEKLERE “HOŞ GELDİN” ANI YAZISI

  • Yazılma Tarihi Aralık 24, 2009 / 23:05

Bebekler, dünyanın en temiz ve güzel yaratılmış varlıları. Ne büyük istek ve sevgiyle getiriyor anne, babalar onları dünyaya. Kimisi çok uzun süre bekleniyor gelsin diye, kimisi sürpriz yapıp habersizce geliveriyor, kimisi de hesaplı kitaplı açıyor gözlerini dünyaya. Nasıl gelirlerse gelsinler, nurları ve güzellikleriyle pırıltılar saçıyorlar sevenlerinin yüreklerine. İlk ağlayışları, ilk bebek kokuları, ilk yıkanmaları, anne ve babalarının ilk kez kollarında oluşları… Hepsi ayrı bir anı. Onlara dünyaya gelişlerinde yardım eden doktorları, hemşireleri ve doğdukları sağlık kuruluşu.
İşte bu çok özel anları, yıllar sonrasına uzanacak bir “HOŞ GELDİN ANISI” yazısıyla kaleme alıyorum.

Kuruluşunuzda doğan bebeklere birer Hoş Geldin Anısı hediye etmek ise kuruluşunuza bir ayrıcalık katacak, müşteri memnuniyetini artıracaktır. Küçük bir bedelle sunacağınız bu jest, zaten özel olan kuruluşunuz için farklı bir reklam mecrası oluşturacak, elit bir şıklık katacaktır.

Ya da şahış olarak yazdırmak isteyeceğiniz her anı yazısı, sizden çok sonraki yıllara birer hatıra olarak kalacaktır. Doğum anısı, hayat hikayesi, özel gün anıları (nişan, düğün, mezuniyet) yazılı belgeler olarak sonraki yıllara sizden bir parça olarak kalacaktır.

Şadan HERGÜNER

SEVGİLİYE SİTEM

  • Yazılma Tarihi Kasım 20, 2009 / 20:33

Sen yaz günü üşümek nedir bilir misin? Sıcacık bir Ağustos gecesinde yüreğinde bir buz tabakasının oturduğunu hissettin mi hiç? Ellerin, ayakların, tüm vücudun alev gibi sıcakken yüreğin buz kesti mi senin? İçin üşüdü mü? Benim üşüdü. Hem de çok üşüdü. Yüreğim soğuktan katıldı ve sonunda kaskatı oldu. Şimdi hiçbir acı yüreğimi acıtmıyor. Çünkü o yürek artık ne acıyı ne de sevinci hissetmiyor. Yüreğimi benden alan sonra da katılaştıran sevgili yaptığına memnun musun şimdi?
Oysa ne umutlarla vermiştim yüreğimi sana. Hiç bitmeyeceğini düşündüğüm bir rüyada gibiydim seninle. Gözlerine baktıkça içim ısınır, sonsuz umutlar yeşerirdi yüreğimde. İlk aşkımdın. Seninle tanıdım aşkı ben. Bir sevgiliye sahip olmayı ve ona ait olmayı seninle öğrendim. İlk sen tuttun elimi. İlk sen sarıldın bana sıkıca. Hiç bırakmayacakmış gibi. İlk seninle çarptı yüreğim delice. Biliyor musun önceleri korkmuştum bu kalp çarpmalarından? Sanki kalbim yerinden çıkacak gibi gelirdi. Daha önce böyle bir şey başıma gelmedi diye hastalandığımı düşünmüştüm. “galiba öleceğim, sevdiğimle sevmenin ve sevilmenin tadına varamadan öleceğim” demiştim kendi kendime. Sonra sen bana bunun aşk olduğunu anlatmıştın da içim rahatlamıştı. Ne zordu o seni sık aramamak için kendime baskı yaptığım günler. “Dur şimdi biraz hakim ol duygularına, her gün ilk arayan sen olma, nazlan biraz” derdim kendime. Ama sonra dayanamaz yine arardım. Hele sen aradığında, yüreğim ağzıma gelir, heyecandan konuşamazdım önce. Belli etmek de istemezdim. Fakat sen hep anlardın heyecanımı. Bende bundan çok utanırdım.
Ne güzeldi her şeyin ilkini seninle yaşamak. Seven bir erkeğe gerçekten güvenebileceğimi seninle öğrendim. Güçlü bir erkeğin kanatları altında olmanın rahatlığını senin gibi mükemmel bir insanla yaşamak öyle huzur vericiydi ki. Hiç tedirginlik duymadan güvenmek, kendini rahatça sevdiğine bırakmak gerçekten güzeldi.
Sen kendinden önce hep beni düşünürdün. “Dünyalar güzeli çiçeğim, gül yüzün hiç solmasın, gözlerin hep böyle gülsün, söyle şimdi ne yapmak istersin?” dediğinde kendimi prensesler gibi hissederdim. “Bir insan bu kadar mükemmel olamaz, benim sevgilim cennetten geldi galiba” derdim hep arkadaşlarıma. Onlar da kıskanırlardı beni. Nasıl korkardım bize nazar değecek diye. Hani iki nazar boncuğu almıştım, birini kendime diğerini de sana takmıştım. Hatta sen sırf benim hatırım için takmıştın birkaç gün ve demiştin ki; “korkma canımın içi biz birbirimiz için yaratılmışız, bize nazar falan değmez, ömrümün sonuna kadar seninim.” Ama ben yine de hep Allah’a dua ederdim bizi nazarlardan korusun diye. Sonra şükrederdim seni bana verdiği için.
Hayatımın mucizesi gibiydin. Gözümü açıp seni görmüştüm. İlk kez bir erkeğin farkına varmıştım ve o erkek benim sevgilim olmuştu. Üstelik beni çok seven, her an bunu hissettiren bir sevgili. Gerçekten bir mucizeydi bu. Önceleri az mı denemiştim sevgini. Gerçek mi diye? Ama sen o kadar olgundun ki, benim çocukça şımarıklıklarıma göz yumardın. Yaptığım her çılgınlıktan sonra affederdin beni. “Sen daha çocuksun, büyüyeceksin” derdin ya bana, bir hoşuma giderdi ki. Kendimi güvende hissederdim.
Haklıydın henüz büyümemiştim. Bir erkek nasıl idare edilir, ne söylenir, ne söylenmez, nasıl davranılması gerekir, hiç bilmiyordum ki. İlk kez bir erkek arkadaşım oluyordu, hem de aşık olmuştum. Hiç tanımadığım bir duyguya alışırken, elimden kaçacak diye de ödüm kopuyordu. Kolay değildi bu duygulara alışmak.
Şimdi düşündükçe, en çok buna şükrediyorum. Yani tüm bu deneyimleri seninle yaşama imkanını bana verdiği için Allah’a şükrediyorum. Dünyaya tekrar gelsem ve sonunda yine seni kaybedeceğimi bilsem bile aşkı sadece seninle yaşamak isterdim. Senin yüreğinin güzelliğini, aşkının sıcaklığını, sonsuz hoşgörünü hiç kimseye değişemem ki.
Sen beni sevginle büyüttün. Gencecik bir kızdan, hayata sevgiyle bakan, mutluluk saçan genç bir kadın yaptın. Hep düşünmüşümdür bir insan nasıl böyle sabırlı olur, bıkmadan usanmadan sevgiyle yüreğini açar ve verici olur diye. İşte sen böyleydin. Bana nazlı bir çiçekmişim gibi davranırdın. Sanki kazara kırılacakmışım gibi, sarar sarmalardın. Senin yanında korku nedir bilmezdim. Sen benim gözbebeğimdin, hücrelerimin her zerresinde var olan sevgilimdin.
Şimdi söyle bana sevgili bu yaptığın hak mı? Beni burada çaresiz, sensiz, sevgisiz bırakıp gitmek reva mı? Bu kadar alıştırdıktan, kanıma işledikten sonra çekip gitmek var mıydı? Hiç düşünmedin mi “ Ben onu bırakıp gidersem ne yapar, nasıl yaşar, kime sığınır, kime ağlar?” diye. Bilmiyor muydun ki sen gittikten sonra benim sudan çıkmış balığa döneceğimi?
Bilmez olur muydun, biliyordun tabi. Bakma sen bana yine saçmalıyorum. Ama sen bilirsin benim bu hallerimi. Eğer sesimi duyuyorsan, “ benim küçük sevgilim boşuna üzüyorsun kendini, saçma saçma konuşma böyle” diyorsundur. Sahi beni duyuyor musun acaba? Çektiğim acıyı fark ediyor musun, ne halde olduğumu biliyor musun? Bütün kalbimle biliyor ve duyuyor olmanı diliyorum.
Hani bana “Ömrümün sonuna kadar seninim”, diyordun ya hep. Hani ben de çok mutlu oluyordum ya, nerden bilecektik bunun gerçek olacağını. Üstelik çok yakın bir gerçek olacağını. Nerden bilecektik o iğrenç kazanın bizi çok erken ayıracağını. Ben nerden bilecektim hayatını benim için feda edeceğini. O korkunç kazada benim hayatımı kurtarmak için kendini ölümün kollarına bırakacağını. Yaptın da iyi mi oldu sanki? Beni sensiz bıraktın da mutlu mu ettin sanıyorsun? İnsan biraz olsun düşünmez mi, arkamda bırakırsam ne yapar bu kız diye? Sevebilir mi birini yeniden, benim gözlerime baktığı gibi bakabilir mi bir başkasının gözlerine? Sarılabilir mi, kalbini verebilir mi? Kendini korkusuzca teslim edebilir mi? Ben onu sardım sarmaladım, kutuların içinde pamukların üstünde büyüttüm, ne yapar benden sonra diye hiç mi düşünmedin?
Senin bu yaptığın, vicdansızlık. Sen bencilsin. Beni bir başıma bırakıp gittin. Sözüm ona beni düşündün. Ben senden böyle bir şey ister miydim ki? Hiç mi düşünemedin asla istemeyeceğimi? Ne vardı yine kendinden önce beni düşünmekte. Bak ne oldu şimdi? Arkanda yaşayan bir ölü bıraktın. Sanki son anda yine ikimizin yerine bir karar verip, beni de götüremez miydin? Hani tatile giderken hep öyle yapardın ya. Bana hiç sormadan karar verirdin. Bilmiyor muydun sanki, seninle her yere hiç düşünmeden gelen bu küçük kız, ölüme de koşar adım gelir? Hele de fırsat varken. Ama sen bunu yapmadın. Bencillik yaptın ve beni sensizliğe, sevgisizliğe bir de katılaşmış bir kalbe mahkum ettin. Söyle sevgili memnun musun şimdi?

Şadan HERGÜNER

HAYAL KIRIKLIĞI

  • Yazılma Tarihi Ağustos 4, 2008 / 17:49

İnsan öylesine mükemmel yaratılmış bir varlık ki, bunu her düşündüğümde şaşkınlığım bir kez daha artar. Bu kusursuz denge beni büyüler. Düşünsenize tüm duygulardan birer miktar taşıyoruz. İyi ve kötü olmak da elimizde. Aklımız, mantığımız, duygularımız büyük bir denge içinde kullanılıyor. Tabi sağlıklı bir yapımız varsa. Bir bakıyorsunuz üzüntülüsünüz, sonra bir şey oluyor birden sevinip, o hüznü unutuyorsunuz. Tıpkı, umut ve hayal kırıklığının arka arkaya yaşanması gibi.
Hayat hiç kolay değil. Sürekli sorunlarla karşılaşıyoruz. Gün geliyor çok mutsuz, gün geliyor huzurlu oluyoruz. Yaşam hiçbir zaman tek düze olmuyor. Ben bu konuya hep dikkat ederim. Hem kendi hem de başkalarının hayatını gözlemleyerek izlerim. Ve görürüm ki bazı duygular, bazılarının hemen ardı sıra yaşanır. Çünkü sistem böyle bir uyumla kurulmuş. Tüm hayatı sürekli mutlu ya da sürekli mutsuz yaşamak mümkün değil.
Ben şu aralar yine böyle bir süreci yaşıyorum. Uzun zamandır gerçekleştirmeyi umut ettiğim bir isteğim vardı. O istek bana çok uzak gibiydi ama belki olur diye içimde hep bir umudum vardı. Zaman geldi umudumu yitirdim, zaman geldi küçük sürprizler onu bana geri getirdi. Bazen tamamen unuttum, bazen sürekli üstüne gittim. Gün geldi hayatın akışına bıraktım, gün geldi peşinden koştum. Üzüldüm, sıkıldım, kırıldım ama umudumu hiç yitirmedim. Aslında yitirdiğimi düşündüğüm anlarım da oldu. Ama bir süre sonra baktım ki o hala yüreğimin derinlerinde bir yerde duruyor. Sinsi sinsi uyuyor. Yüzeye çıkmak için zamanı kolluyor. Bu çok garipti. Yok, olduğunu düşündüğüm şey, beni bırakıp gitmemişti. İşte o an anladım ki insan umudu olmadan yaşayamaz. Sen gittiğini düşünsen bile o hep senin içinde.
Umudumun içimde olması hoştu, güzeldi de isteğime kavuşmak ne zaman olacaktı? Bu kez sabırsızlık başladı. Beklemek zorlaştı.” En iyisi son bir hamle daha yapmak dedim” kendime. Ve yaptım. Bir de baktım ki fırsat karşımda. İstediğim şeye kavuşmama küçücük bir zaman kalmış. Tabi, sevincimi tahmin edemezsiniz. Öyle mutlu oldum ki ayaklarım sanki yerden kesildi. Bir süre bu sarhoşlukla dolaştım. Artık isteğime sahip olmak üzereydim. Yıllarca beklediğim şey karşımdaydı. Elimi uzatsam tutacaktım. Orda öylece beni bekliyordu. “Bak seninim diyordu.” İşte dedim “sonunda oldu, artık ona kavuşma zamanı, hadi uzat elini ve onu al.” Çok sabırsızlanmıştım, o kısa zamanı bekleyecek gücüm yoktu, hemen benim olsun istedim ve harekete geçtim. Peki, ne oldu dersiniz? Evet, aynen düşündüğünüz gibi oldu. Ona kavuşamadım. Çükü o kısacık süreyi beklemeyip, acele ettim. Yanlış yaptım. Ve avucumun içine kadar gelmiş dünyalar güzeli bir kuşu ürkütüp, kaçırdım. Koca bir hayal kırıklığıyla kala kaldım. Hayat bu işte. Asla hata kabul etmez. Sabretmen gerekiyorsa, edeceksin. Beklemen gerekiyorsa bekleyecek acele etmeyeceksin. Sonra böyle yüzüp kuyruğuna geldiğin noktada bir bakarsın elinden uçup gidivermiş. Sende hayal kırıklığınla baş başasın.
Dedim ya, bazı duygular, bazılarının ardı sıra yaşanır. Bunu bir kez daha gördüm, kendi hayatımda. Şimdi ne yapacaksın diye sorarsanız, hemen yanıtlayım: Umudumun yeniden ayaklanmasını bekleyeceğim. “Kendini, hadi hazırsan harekete geç” diye hissettirdiği anda yeni bir hamle daha yapacağım. İşte o zaman fırsatı yakalarsam, bir daha sabırsızlık yapmayacağım. Sürecin tamamlanmasını bekleyeceğim. Yani hata yapmayacağım. Çünkü dersimi aldım. Artık avucumun içine gelen fırsatın gelişimini tamamlamasını bekleyeceğim. Ürkütüp, kaçırmayacağım. Ama tabi o bir kez daha gelirse…
Bu durumu sizinle paylaşmak istedim. Olur ya benim gibi bir konumda kalırsanız benim yaptığım hatayı yapmayın istedim. Bir de ilahi gücün hiçbir zaman bizi çaresiz bırakmadığını, eğer görmek istersek pek çok yolu bize sunduğunu vurgulamak istedim. Gözlerinizin hep açık olmasını, fırsatları kaçırmamanızı diliyorum. Yaşadıklarınızdan bir sonuç çıkarmayı da asla ihmal etmeyin.

Şadan HERGÜNER