You are currently browsing the Hikayeler category
Gösterilen 1 - 4 / 4 yazıdan.

BİR DAHA ASLA SEVMEYECEĞİM

  • Yazılma Tarihi Ocak 19, 2012 / 21:00
W0E8JDCAZNEQI7CA0066VICA6WDRXHCAWOW7LOCATYZ1ANCA6129AECABPAIJUCA6U3EE0CAQHHG0ACACXMW9UCACVJFGQCAT637WSCA1O28C0CA4CCJ4ICAH3F37YCAJR490QCAZOEK2CCA89B7BDCAYC9XBI

Kadın yüreğindeki acıyla kıvranırken, bir yandan da “neden bu kadar harap ediyorum kendimi, değer mi?” diye düşündü. Ama yapamıyordu işte, boş veremiyordu. Yüreği acıyor, içi yanıyor bedeni de bu acıya adeta eşlik ediyordu. O adamı çok sevmişti. İlişkisine emek vermişti. Sevdiğini yüreğiyle sahiplenip, en gizlide olanlarını ona açmıştı. Belki hata buradaydı. Çok açık olmuştu. Ona karşı hiç mahremiyeti kalmamıştı. Galiba kendini çabuk tüketmişti. Adamın, kadında keşfedecek bir şeyi kalmamıştı. Kadın oturduğu kanepeden güç bela kalktı. Başı dönüyordu. Ayakta zor duruyordu. Birden hatırladı. Dün sabahtan beri bir şey yememişti. Gece, kanepede ağlarken uyuya kalmış, aldığı alkolün etkisiyle oracıkta sızmıştı. Kendini kötü…

ACILARIN ÜSTESİNDEN GELEN ADAM

  • Yazılma Tarihi Mart 15, 2010 / 00:02

Sevgili okurlarım, okuyacağınız yazı, bana ait bir hikayedir.

İlhan, hayatın güçlükleriyle büyümüş bir adamdı. Binlercesi gibi. Yaşam ona çoğunlukla zor yanını göstermişti. Şu an 48 yaşındaydı. Çocukluğundan beri çalışmış, acıyla çok erken tanışmıştı. Anne ve babasının ikinci ve son çocuğuydu. İzmir’de yaşıyorlardı.
Annesi arka arkaya iki erkek çocuğu dünyaya getirmiş ve İlhan’ın doğumundan sonra iyice hastalanmıştı. Babası Kadir uçarı bir adamdı. Bencil, keyfine düşkün, kendi için yaşayan, ailesinin zoruyla evlenmiş birisiydi. Çocukları onun için önem taşımıyor, karısını da ona hizmet eden bir varlık olarak görüyordu. Aklı fikri bir yolunu bulup İstanbul’a kaçmaktaydı. 23 yaşında yakışıklı bir erkekti. Çocukluğundan beri bir arzusu vardı oyuncu olmak. Sinema ya da tiyatro oyuncusu olmayı çok istiyor, bu arzusuna karşı çıkıp, onu erkenden evlendiren ailesinden nefret ediyordu. Bir süredir saklı saklı para biriktiriyordu.
İlhan birinci yaşını doldurduğunda babası da ortadan kaybolup, onları terk etti. Zeynep iki çocuğu ile kalıverdi güçlüklerin ortasında. Kayınpederi vicdanlı bir adamdı, oğlunu evlendirdiği zaman onlar için almış olduğu ve geliniyle torunlarının oturduğu evi Zeynep’in üzerine geçirdi. Çünkü bir yıldır oğlundan haber yoktu. Zeynep’in anne ve babası, kendi yağı ile kavrulan yine de kızlarına yardım etmeye çalışan insanlardı. Ne de olsa bu evliliği onlar istemiş, kızlarını zorlamışlardı. Üstelik Zeynep hastaydı. Buna çok üzülüyorlardı. Kızlarının başını yakmışlardı. Zeynep’in hamilelikleri ve doğumları çok zor olmuş, kalbiyle ilgili bir sağlık sorunu yaşamaya başlamıştı. Talihsiz kadın, yaşadığı olayların ağırlığına daha fazla dayanamadı ve ilhan 5 yaşındayken bu dünyadan göçtü.
İlhan ve ondan bir buçuk yaş büyük ağabeyi Gürhan annesiz ve babasız bir yaşamda hayat mücadelesine küçücük yaşlarında başladılar. Gürhan’ı babaannesi, İlhan’ı ise anneannesi aldı. İki kardeş birbirlerine yakın ama ayrı evlerde büyüyorlardı. Birbirlerinden hiç kopmadılar. Okul çağları geldi ve önce Gürhan sonra ilhan okula başladılar.
İlhan 4. sınıfta okurken büyükbabası bir trafik kazasında öldü. Bu durum iki kardeş için maddi sıkıntıların daha da büyümesine neden oldu. Anneanne ve dedeleri zaten zor geçinen insanlardı. Büyükbabaları ölünce babaannelerinin geliri de azalmış oldu. Önceleri iki kardeş yaz tatillerinde çalışmaya başladılar, sonra ise okul zamanında bile çalışmak zorunda kaldılar. Yıllar bir bir geçti.
İlhan artık, çocuk yaştan itibaren olgunlaşmaya başlamış bir delikanlı olmuştu. Lise bitmiş, askerlik çağı gelmişti. Çok istediği üniversite eğitimini şu an alması mümkün değildi. O da hiç vakit kaybetmeden askere gitti. Döndüğünde içine girdiği yaşam mücadelesi ona çocukluk yıllarını bile arattı. Önce bir iş buldu. Meslek lisesi mezunuydu, elektrikli eşya tamircisi olan Ahmet ağabeyi İlhan’ı hemen işe aldı. Gürhan ise bir oto tamircisinde çalışıyordu. İlhan canla başla çalışıyor bir yandan para biriktirip, bir yandan da üniversite sınavına hazırlanıyordu. En büyük arzusu elektrik mühendisi olmaktı. Bir yıl süren yoğun çalışma sonunda arzusuna kavuştu. Üniversiteyi ve istediği bölümü kazandı. Artık gündüzleri okula gidiyor geceleri ve tatil zamanlarında ise Ahmet ağabeyinin işlerine yardımcı olup, okul masraflarını çıkarıyordu. Bu arada Gürhan evlenip, annelerinden onlara kalan eve yerleşmişti.
Babaları Kadir, İstanbul’a gittikten sonra bir süre zorluk çekmiş, daha sonra Yeşilçam’a adım atmayı başarmıştı. Figüranlıkla başlayıp, yardımcı rollere kadar ilerlemişti. Tiyatroya da bulaşmış, sahne tozu yutmuştu. Ama hiçbir zaman iyi para kazanamamış, ancak karnını doyurmuş, hayatını devam ettirmişti. Ailesiyle tüm bağlarını İstanbul’a kaçtığı gün itibariyle koparmıştı. Hiç arayıp sormamıştı. Ta ki, sağlığı bozulup işsiz kalıncaya kadar.
Babası İzmir’e geldiğinde İlhan üniversiteyi yeni bitirmişti. Gürhan ise orta halli yaşamında 3 yaşındaki oğlu ve karısıyla mutluydu. Onca yıl sonra Kadir’in para için çıkıp gelmesi hepsinin tadını kaçırdı. Karısının, babasının ölümünden haberdar olduğu halde gelmemiş, hiç vicdanı sızlamamış olan Kadir, şimdi parasız kalınca ortaya çıkmış, annesinin başına dert olmuştu. Yaşlı kadın ne yapacağını şaşırmıştı. Gürhan’ın oturduğu evde hakkı olduğunu söylüyor, hastalığını bahane ederek duygu sömürüsü yapıyordu. Yıllar sonra tek çocuğunu karşısında bulan kadıncağız, hem oğluna kavuşmanın mutluluğunu hem de onun hasta ve çaresiz olmasının acısını yaşıyordu. Torunlarının yaşadıklarını düşündükçe Kadir’den nefret ediyor ama onun hasta ve solgun haline de ana yüreği dayanmıyordu. Büyük üzüntü duyan yaşlı kadın sonunda bir karar verdi. Oturduğu evi, kocasının anılarıyla dolu evini oğluna vermeye ve kendisi de kocasından kalan emekli maaşı ile bir huzur evine gitmeye karar verdi. Bunu kabul etmeyen torunlarına ise kararının kesin olduğunu, kimsenin itirazını dinlemeyeceğini söyledi. Ve dediğini yaptı. Yüreğinde acıları ve son günlerinde yıllardır görmediği tek evladına bir kez daha annelik yapmanın huzuruyla yeni mekanına gitti.
İlhan ve Gürhan bu iş gerçekleşene kadar sessiz kaldılar. Babaanneleri huzur evine yerleştikten sonra babaları Kadir’in karşısına dikildiler. İçlerinde biriken ne varsa yüzüne kustular. Anneleri Zeynep’in yaşadıklarının, kendilerinin çektiklerinin ve Kadir’in kendi ailesine yaptıklarının hesabını sordular. Hiç mi utanmadığını, nasıl bir yüzsüzlükle buraya gelip, babaannelerini evinden ettiğini, nasıl bir vicdansız olduğunu sordular… Ama asla ona el kaldırmadılar. Hiçbir sözünü de dinlemeden yanından ayrıldılar.
Kadir evi acele bir şekilde sattı ve geldiği yere İstanbul’a geri döndü. Bir daha ondan haber almadı çocukları. Elinde ki parayla bir süre daha idare eden Kadir, sonunda alkolün ve hastalığının etkisiyle bu dünyadan kimsesiz bir şekilde ayrıldı.
İlhan ile Gürhan’ın babaanneleri de çektiği acıya daha fazla katlanamadı. Yaşlı kadın, kaldığı huzur evinde 5 ay sonra torunları yanındayken son nefesini verdi. İçinde huzurla ama acılarla dolu olarak bu dünyadan göçtü.
Gürhan çocuğu ve eşiyle yaşamına devam etti. İlhan’ın kendini toparlaması uzun sürdü. Anneannesinin şefkati, dedesinin sevgisi onu yalnız bırakmadı. Bir süre sonra iyi bir iş buldu ve çalışmaya başladı. Kendini işine verdi. Başarılı oldu. İki yıl sonra aldığı bir iş teklifini kabul edip İstanbul’a gitti. İstanbul… Babasını yiyip yutmuş bu şehir onu harcamayacak, başarıdan başarıya koşmasına yardım edecekti. İlhan babasından nefret etmişti. Onun yaptığı hiçbir hatayı yapmayacaktı. Yapmadı da. 2 yıl sonra evlendi. Kendi gibi aklı başında, işinde başarılı, yüreğini ve sevgisi kazanmış bir eşi vardı artık. Mutluydular. Bir erkek bir de kız çocukları oldu. İlhan dünyanın en iyi, en anlayışlı babalarından biri oldu. Onları sevgisi ve hoşgörüsü ile büyüttü. Karısına sadık, anlayışlı ve sevgi dolu bir eş oldu.
Şimdi 48 yaşındaydı ve bugün hayatı gözlerinin önünden bir film şeridi gibi akıyordu. Bir kez daha yüreği önce acıyla yandı, sonra da sahip olduğu güzel ailesinin mutluluğuyla huzur buldu. Evet, İlhan zoru başarmıştı. Yılmamış, güçlüklere göğüs germiş ve sonunda hak ettiği mutluluğu yakalamıştı. Ne mutlu bana, benim gibi olanlara dedi.


ŞADAN Hergüner

21. Ağustos. 2008
Silivri- İstanbul

GEÇ KALAN KARAR

  • Yazılma Tarihi Ocak 23, 2009 / 23:51

Her zamanki gibi akşam yemeğini yine tek başına yiyordu. Haftada birkaç akşam geldiği bu restoran ona huzur veriyordu. Denizden gelen yosun kokusu, küçük dalgaların çıkardığı ses ve ılık rüzgârın yüzünde bıraktığı his onu mutlu ediyordu. Balığını yerken yanında içtiği bir kadeh buzlu rakı onu biraz rahatlatmıştı. Aslında alkolle arası hiç yoktu. Sıkıldığı zamanlarda, gevşemek için içerdi. Yoğun bir iş günü geçirmişti. Yorgundu. Onun yorgunluğu sadece fiziksel değildi. Yılların omzuna yığdığı yüklerin altında tek başına uğraş vermekten de yorulmuştu. Hayat yorgunuydu. “Elli yaşına gelmeden hayat yorgunu bir adam oldum, çıktım” dedi kendi kendine.
Kolay bir yaşamı olmamıştı Haluk’un. Erken sayılacak yaşta evlenmiş, 10 yıl sonra da boşanmıştı. 20 yaşında bir kızı vardı. Annesiyle yaşıyordu. Ama kızıyla hep çok yakın olmuştu. Haftanın birkaç gününü birlikte geçirirlerdi. Şimdi Amerika’da eğitim görüyordu. 15 güne kadar gelecekti Ceyda ile birlikte kısa bir tatil yapacaklardı. Çok özlemişti kızını. Ceyda, aşkla başlayıp, mutsuzluğa dönen ve ayrılıkla noktalanan bir evliliğin meyvesiydi. Haluk da isterdi kızının mutlu bir yuvada anne ve babasıyla büyümüş olmasını ama olamamıştı işte. Eski eşi Seçil ve Haluk zıt kutuplar gibiydi. Önce birbirlerini çekmiş, zaman içinde aralarındaki uyumsuzluk her ikisini de mutsuz edip, ilişkilerini yıpratınca boşanmışlardı. Seçil zor kadınlardandı. Otoriter, kendi kuralları olan, taviz vermeyi sevmeyen bir kadındı. Haluk ise tam tersiydi. Hayatı kurallarına göre yaşamayı sevmeyen, biraz uçarı, romantik, hoşgörüsü bol ve duygusal bir adamdı. Duyguları çoğunlukla mantığına oranla ağar basardı. Kadınlara da düşkündü. Evliliğinin ilk yıllarında karısına sadık kalmıştı ama sorunlar ortaya çıkıp, mutsuzluğu artıkça başka kadınlarla birlikte olmaya başlamıştı. Bu beraberlikleri hep cinsel birliktelikler aşamasında kalmış, duygusal bir ilişkiye dönmemişti. Seçil’in boşanma konusunda sorun çıkarmamasının en önemli nedeni, Haluk’un yıllarca devam eden bu kaçamaklarını sonunda öğrenmiş olmasıydı. Gururlu bir kadın olduğu için hemen boşanmayı istemişti. Seçil boşandıktan 5 yıl sonra ikinci evliliğini yaptı. Bu evlilik ona iyi geldi, mutluydu. Haluk ise evlenmemişti. Bir dönem iş hayatında sarsıntılar yaşadı. Sorumluluklarından sıkılıp, işini boşlamak ona bu acılı dönemi getirdi. Toparlanması kolay olmadı. Alıştığı lükslerinden uzak oldu bir dönem. Daha mütevazı bir hayat yaşamak zorunda kaldı. Kızının okul masraflarına bile katkıda bulunamadı yıllarca. Bu süreç onu çok üzmüştü. İzlerini ve ezikliğini hala içinde hissediyordu. Neyse ki 5, 6 yıldır her şey yolunda gidiyordu. Hataları yüzünden bozduğu işini yeniden düzene koymak Haluk’a pahalıya mal olmuştu. Sağlığı bozulmuştu. Artık yüksek tansiyon hastasıydı. Kalbi de bir kez teklemişti. Ama şu aralar iyiyiydi. Yediğine, içtiğine dikkat ediyor, düzenli yaşamaya çalışıyordu.
Haluk yemeğini bitirmek üzereydi ki gözü denizin üzerinde batmakta olan güneşe takıldı. Bir gün daha bitiyor, gece yaklaşıyordu. Kalbi farklı bir sızıyla doldu birden. Ne kadar yalnız yaşadım ben bu hayatı diye düşündü. Aslında insanın doğumdan ölüme kadar yalnız olduğuna inanırdı. İlk kez böyle bir düşünce düştü aklına. Garipsedi. En güzel yıllarını üç, beş aylık ya da birkaç günlük ilişkilerle geçirmiş olduğuna hayıflandı. Anne ve babası hayattaydı ama Haluk onlara yeterince zaman ayıramıyordu. Buna da kızdı. Sanki kendini bilinçli olarak uzak tutmuştu birçok şeyden. Kendi kendine olmayı sevdiği içindi bu. Böyle olunca istediğini yapıyor, kimseye dert anlatmak zorunda kalmıyordu. Yakından ilgilendiği bir tek kızıydı. Onu hiç ihmal etmemişti.
Haluk “bencilim ben, kendim ve kızım dışında hiçbir şeye önem vermedim, hatalıyım” dedi sesli olarak kendi kendine. Oysa işleri yoluna girdiğinden beri daha ciddi bir ilişki yaşamayı seçebilirdi. Hatta evlenebilirdi. Ama yapmamıştı. Birine sorumluluk alarak bağlanmak ona zor geliyordu. Peki, nereye kadar böyle uçarı yaşayacaktı? Kendi başına buyruk olacaktı. Bir sonu olmalıydı. Çok geç olmadan sevdiklerine daha fazla zaman ayırmalı, hayatına bir çeki düzen vermeliydi. Ve Figen geldi aklına. Ona da haksızlık etmişti. Bağlanabileceğini anladığı anda uzaklaşmıştı Figen’den. Bir aydır çeşitli nedenler buluyor, görüşmüyordu. Evlilik dönemimden sonra yaşadığı en uzun süreli ilişkiydi bu. Figen, diğer birlikte olduğu kadınlardan farklıydı. Haluk bunun bilincindeydi. Uzun sürmesinin nedeni bu farktı. Ama bağlanmaktan korkmuştu. Şimdi yeniden düşündü. “Nereye kadar kaçacağım Figen’den veya ciddi bir ilişkiden? Yaşım elliye yaklaştı. Hala yalnız kalmak niye, yanında huzur bulduğum bir kadın varken üstelik” dedi kendine. Sağlığı için de düzenli bir yaşamı olmalıydı. Özgürdü, kimseye hesap vermiyordu fakat sıcak bir yuva özlemi duymuyor değildi. Anne ve babasının mutluluğunu, herkese parmak ısırtan beraberliklerini hatırladı birden. Onlar hala elele, göz gözeydiler. Haluk huzurlu, sıcak bir yuvada büyümüştü. O günlerin güzelliği sardı içini yeniden. Sonra Figen’in huzur veren içtenliğini düşündü. Yumuşacık bir kadındı. Yoğun çalıştığı bir işi olduğu halde beraberlikleri boyunca onu hiç ihmal etmemişti. Seçil’den daha uyumlu, hoşgörülüydü. Bu güne kadar Haluk’tan hiçbir isteği olmamıştı. Güzel olmasının yanında dürüst ve açık bir insandı. Figen’i anlamak çok kolaydı. Haluk’un ne zaman ne isteyeceğini bilir ve ona göre davranırdı.
“Hayır, daha fazla saçmalamayacağım. Figen gibi bir kadını bir daha bulamam. O, bir nimet benim için. Ben kalkmış, hala bağlanmaktan korkuyorum. Daha ne yaşayacaksam bundan sonra? Üstelik Ceyda da seviyor onu.” diye düşünerek telefonuna sarıldı Haluk ve Figen’i aradı. Sıcak bir sesle karşıladı Figen onu. Haluk, uygunsa ona gelmek istediğini söyledi. Ama Figen pek uygun değildi. Yarın sabah önemli bir toplantısı olduğunu, başka bir şehirde çalışmak üzere iş teklifi aldığını, gitmeye karar verdiğini yarınki, toplantıda bunu kabul ederek anlaşma yapacağını söyledi Figen. Biraz çalışıp, erkenden uyuyacağı için Haluk’un isteğini geri çevirdi.
Haluk şoke olmuştu telefonu kaparken. Figen’i kaybediyordu. Hiç bu kadar üzüleceğini düşünmemişti. Ani bir kararla kalktı yerinden. Hemen Figen’e gidip onu kalması ve kendisiyle evlenmesi için ikna etmeliydi. Haluk’u zor bir gece bekliyordu…

Şadan Hergüner

ALİ’NİN ACI DRAMI

  • Yazılma Tarihi Ağustos 30, 2008 / 14:43

Ali, İzmir’in ilçelerinden Ödemiş’e bağlı bir köyde ailesinin beşinci ve son çocuğu olarak dünyaya geldi. İki ablası iki de ağabeyi vardı. Babası çiftçiydi. Annesi hem babasına yardım eder, hem de evi çekip çevirirdi. Tüm çocuklar okul zamanı dışında tarlada çalışır, aileye katkı sağlardı. O yıllarda köyde sadece ilkokul vardı. Ali’nin babası sinirli ve kaba bir adamdı. Çocuklarını sever ama kızdığı zaman onları dövmekten çekinmezdi. Hatta karısını da döverdi. Böyle bir aile yapısında büyüyordu Ali. İlkokulu bitirdikten sonra öğrenimine devam etmek için babası onu en büyük çocukları olan ve İzmir’de yaşayan Aysel’in yanına gönderdi. Aysel Ali’den 12 yaş büyüktü. İlkokul öğretmeniydi ve evlenmişti. O da ilkokuldan sonra başka bir şehirde yatılı okumuş, ailesinden epeyce kopmuştu. Aysel biraz asi, biraz uçarı bir ruha sahipti. Farklı bir dünyası vardı. Eşi Fuat mühendisti. Şehir dışı iş gezileri çok olurdu. Ama iyi bir insandı. Karısını da seviyordu. Evlilikleri iyi gidiyordu.
Ali okul için ablasının yanına geldiğinde 13 yaşındaydı. Sevinçliydi. Artık şehirde ve güzel bir evde olacak yeni bir yaşama başlayacaktı. Eniştesini de severdi. İyi anlaşırlardı. Ama ablasını fazla özgür, çok rahat, biraz da bencil bulurdu. Aysel’in çocuğu da olmuyordu. Fuat ise bunu sorun yapmıyordu.
Okul açıldı, Ali okula başladı ve kısa sürede uyum sağladı. Dersleri iyiydi. Sorunsuz bir çocuktu zaten. Ayda bir hafta sonları köye giderdi. İzmir’i de çok sevmişti. Kendine yapacak bir şeyler bulurdu okul dışında. Arkadaşlar edinmişti. Bu şekilde mutlu ve huzurlu bir 3 ay geçirdi. Ama bir gece tüm hayatı altüst oldu. Yaşadığı ve hiç anlam veremediği bir olayla küçük dünyası yıkıldı adeta.
O gece Ali, derslerini çalıştıktan sonra uyumak için odasına gitti. Eniştesi iş gezisindeydi. Yemekten sonra ablası da bir şeylerle uğraşmış sonra televizyon seyretmeye başlamıştı. Ali ona iyi geceler diledi ve yatmaya gitti. Saat 23.00 sularıydı, tam uykuya dalmak üzereydi ki, odasının kapısı açıldı gelen ablasıydı. Ali ona “Ne oldu abla bir şey mi var?” dedi. Aysel hiç cevap vermeden Ali’nin yatağına doğru geldi, üstündeki geceliği çıkardı ve çıplak olarak onun yanına uzandı. Çocuk şaşırmıştı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken ablası onu okşamaya başladı. Ali karşı koymak istedi, kaçmak istedi. Aysel onu engelledi. “ Buna alışman gerek, bak benim de senin de buna ihtiyacımız var, karşı koyman anlamsız, çünkü yapacaksın.” dedi. Ali korku ve dehşet içindeydi. 13 yaşında bir çocuk cinsellikle bu şekilde tanışıyordu. Yaşadığı şeyin ne olduğunu bile anlamamıştı. Ablası, eniştesinin iş gezilerinde olduğu zamanlarda ve Ali okuldan eve geldiğinde onu buna zorluyor, çok normal bir şey olduğunu söylüyordu. Çocuk bir gün ablasına, “Bu durumu babama söyleyeceğim.” dedi. Aysel’in cevabı ise çok acımasızdı. “Eğer söylersen ben de ona ve eniştene bunu senin bana yaptığını söylerim.” diyerek Ali’yi tehdit etti. Çocuk çaresizdi, okulu ordaydı ve bu evde kalmak zorundaydı. Anne ve babası bu durumu öğrenirse, hele eniştesi bilirse neler olurdu?
Ali okul dönüşlerinde eniştesi eve gelene kadar içeri girmemeye çalışıyordu. Ya bir yerlere gidiyor ya da apartmanın önünde yağmurda bile eniştesinin gelmesini bekliyordu. Aysel ona kızıyor,” Neden dışarıda duruyorsun yağmurda hasta olacaksın, eve gel.” diyordu. Ama onun düşündüğü şey kardeşinin hastalanması konusu değildi.
Birkaç ay sonra Aysel eve bir köpek aldı. Köpekleri çok seviyordu ve kocasını buna razı etti. Yine kocasının evde olmadığı bir gece, köpekle beraber Ali’nin odasına geldi. “ Bana yardım et köpekle seks yapacağım, onu tutmanı istiyorum.” dedi. Ali ikinci yıkılışı da bu gece yaşadı. Kaçmak istedi, yapmayacağını söyledi ama Aysel onu tekrar tehdit etti. Eli mahkûmdu, gözyaşlarına boğularak önce ablasının köpekle ilişki kurmasına yardım etti sonra da ablasının zorlamasıyla o ilişki yaşadı. Çocuğun küçük dünyası altüst olmuştu. Doğru ve yanlış karışmış, ne yapacağını bilmez hale gelmişti. Kendini derslerine veriyor başarılı olmaya devam ediyordu. Ama psikolojisi çok bozulmuştu. Tek tutunduğu şey okulu ve dersleriydi. Aysel ona
ensest ilişkileri ve hayvanlarla yaşanan cinselliği içeren videolar izletiyor, bunun çok doğal olduğunu, herkesin yaptığını anlatıyor ve ikna etmeye çalışıyordu.
Yıllar böylece akıp geçti. Ali lisenin ikinci sınıfında babasından ona ayrı bir ev tutmasını istedi ama babası bunu kabul etmedi. Ve sonunda lise bitti, Ali üniversite sınavlarında İstanbul’da bir okul kazandı ve oraya gitti. Bir daha Aysel ile iletişim içinde olmadı. Sadece bazen köyde aile içinde karşılaştılar.
Eğitimi tamamladıktan sonra İstanbul’da bir iş buldu ve oraya yerleşti. Ev düzenini kurdu. Artık kendine ait bir hayatı vardı. Mutlu olması gerekirdi ama değildi. Çünkü hiçbir kıza ilgi duyamıyor, bu anlamda ilişki yaşayamıyordu. Her kız ona Aysel gibi geliyordu. Ama cinsel yaşamı olması gerekiyordu. Bildi tek şey vardı bu konu da yapabileceği. Hayvanlar. Evet, bir köpek aldı evine ve onunla bir dünya kurdu kendine. Yıllar tekrar bu biçimde akmaya başladı. Yazları tatilde ailesine, köye gittiğinde bu kez daha farklı hayvanlarla cinsellik yaşadı. Onun yaşamı artık buydu. Başka seçeneği yoktu. Evinden köpek hiç eksik olmadı.
34 yaşlarındayken bir kadına ilgi duyar gibi oldu. Yaşadığı hayattan da kurtulmak istiyordu. Onunla bir ilişki yaşamaya başladı. Ama uzun süreli olamadı bu, başaramadı. 3 ay sonra bitirdi bu ilişkisini. Yeni bir köpek alıp eski yaşamına döndü. İş hayatı iyi gidiyordu. Tek tesellisi buydu. Aradan bir 10 yıl daha geçti. 44 yaşındaydı ve kendine ait evinde kendi ailesi olmadan yaşamaktan artık bıkmıştı. Bir kez daha denemek istedi hayat tarzını değiştirmeyi. İçten istedi bu kez, arınmak, temizlenmek istedi. Hiç kimseye anlatmadığı hikayesini, bir psikiyatri uzmanıyla da paylaşmaktan çekiniyor, utanıyordu. Çok güncel olan bir iletişim şeklini seçmeye karar verdi ve bir arkadaşlık sitesine üye oldu. Hiç tanımadığı insanlarla konuşmak, belki de ona yardımcı olabilecek bir kadın arkadaş bulmak istiyordu. İşte bu sırada Sema ile tanıştı. O bir iletişimciydi. İnsan ilişkileri güçlü, akıllı, eğitimli bir kadındı. Kısa bir süre sıradan şekilde yazıştılar internette ve arkadaş oldular. Ama bu arkadaşlık internette yazışmakla sınırlıydı. Hiç yüz yüze görüşmediler. Ali ona ısındı, içtenliğini ve samimiyetini hissetti. Sema’ya ilk önce kendini üstü kapalı olarak anlattı. Sadece köpeği ile nasıl bir ilişkisi olduğunu, bundan da kurtulmak istediğini söyledi. Sema ona çok ılımlı yaklaştı. Ürkütmeden, kınamadan ona ne yapması gerektiğini sadece tavsiye etti. Ali bir uzman doktora gitmek istemiyordu ama Sema’ya köpeğini evden göndereceğini ve bir daha bunu yapmayacağını söyledi. Ardından da Sema ile netteki iletişimini kesti. Sema ondan haber alamadığı için endişeliydi fakat aralarında iletişim kuracak başka bir kanal yoktu. 3 ay sonra bir gün Ali internette tekrar Sema’nın karşısına çıktı. Tatildeydi ve köyde ailesinin yanındaydı. Tekrar yazışmaya başladılar. Ali, Sema’ya söz verdiği gibi köpeğini 3 ay önce evden gönderdiğini ve bu süreçte hiçbir şekilde hayvanlarla cinsellik yaşamadığını, hatta şu an köyde olduğu halde iradesine sahip çıkıp bunu yapmadığını anlattı. Sema çok mutlu olmuştu. Ali’ye artık kadınlara ilgi duyması için bir şeyler yapmasını ve bir doktordan yardım almasını söyledi. Ali de bazı değişimler vardı ama yeterli değildi. İşte bu yazışmalar sırasında Ali Sema’ya, ablası ile yaşadıklarını niçin bugün bu halde olduğunu anlattı. Ve ona sordu “ Söyle bana sen benimle sevişebilir misin, bir ilişiki yaşayabilir misin?” Sema ne diyeceğini bilemedi ama ona “İletişimde kalalım ve tanışalım, ben sana yardımcı olmak istiyorum.” dedi. Sema’nın amacı onunla tanışmak, sapık bir ablanın kurbanı olan bu insanı tedavi olması için ikna etmekti. Ona ilgi duyar mıydı, ilişki yaşayabilir miydi? Bunları o an tahmin edemiyordu ama Ali’ ye yardım etmeyi çok istiyordu. Ali de belki bunları hissetmiş ya da sezinlemişti.
Sema günlerce Ali’nin internette olmasını bekledi, bir haber almak istedi. Ama Ali yine yok olmuştu. Ona mailler attı fakat yanıt alamadı.
Yüreğini acıtan, Sema’yı adeta isyan ettiren bu öykü onun içinde bir yara olarak kaldı. Çünkü Sema bir daha Ali’den hiç haber alamadı. Ali nerdeydi, iyileşebilmiş miydi, yaralarını sarmak için bir doktora gidip, hayatını özlemini çektiği şekle sokabilmiş miydi? Ne yazık ki Sema bunu hiçbir zaman öğrenemedi.

Şadan Hergüner